Yeni Kayıt / Şifremi Unuttum

Kullanıcı Adı :     Parola :
  


» Mete Saadetlioğlu (Mülkiyeistanbul e-posta)- Beyaz Geceler..

 
 

Beyaz Geceler Dostoyevski’nin önemli bir eseri. İlk defa bu tanımı kullanan kendisi mi bilmiyorum ama son zamanlarda sıkça duyuyorum.

           

Özellikle 21 Haziran gün dönümüne yaklaşılırken turizm şirketlerinin ilanlarında sıkça gözümüze çarpar oldu. Birkaç yıldır gündemimize aldığımız bu geziyi bu sene gerçekleştirebildik. Yolculuğa çıkmadan bir hafta önce Cumhuriyet Gazetesi’nin 2 Temmuz tarihli Dört Mevsim Gezi ekinde bu yolculuğa katılan Şeref Pınarcı’nın yolculuk hakkındaki yazısının yayınlanması hoş bir rastlantı oldu. Bu yazıyı yazarken oradaki bilgilerden de yararlandım ama fotoğrafların tamamı tarafımdan çekildi. Fotoğrafları düzenleme işlemlerini henüz tamamlayamadım. Gezilen şehirler itibariyle ayrı albümler oluşturuyorum. Ayrıca, yolculuk süresince çektiğim fotoğraflardan oluşacak bir albüm ile gemi hayatı adlı bir albüm daha olacak.

 

            Yolculuğumuz St.Petersburg’da başladı. St.Petersburg Çar Deli Petro tarafından 18. yüzyıl başlarında yoktan var edilmiş, başkent yapılmış bir şehir. Neva Nehrinin Baltık Denizi’ne döküldüğü delta üzerinde kurulmuş, şehrin her tarafında Amsterdam ve Venedik gibi kanallar var. Tekne turu çok keyifli oluyor ve şehri daha iyi tanımayı sağlıyor. Bu şehrin en önemli özelliği dünyanın sayılı müzelerinden “L’Hermitage” müzesine ev sahipliği yapması. Kışlık saray olarak inşa edilen bu binanın büyüklüğü Çarlık Rusya’sının büyüklüğü ve ihtişamı hakkında bir fikir veriyor. Müzeyi gezince bu ihtişam daha farklı bir boyutta yaşanıyor.

 

İki geceyi St.Petersburg’da geçirdikten sonra akşam vakti gemi demir aldı. Akşam vakti diyorum ama neredeyse hiç akşam olmuyor. Gece yarısından saat 03’e kadar alaca karanlık bir hava oluyor. Bu arada, St.Petersburg’da Tatar Camisi adında bir cami var. Burada Türkiye’den görevlendirilmiş bir din adamı olduğunu gördük. Verdiği bilgiye göre o günler Ramazan olsa 21 saat oruç tutulması gerekiyormuş. İlginç geldiği için yazıyorum.

 

            Gemi yolculuğu çok keyifli. Manzara enfes, etraf orman ve tamamen düzlük. Zaman zaman küçük yerleşimlerden geçiliyor. Güneşli havaları pek nadir buldukları için nehrin kenarı güneşlenenler ve suya girenlerle dolu.

 

            Volga-Baltık su yolu olarak adlandırılan bu mühendislik harikasının tarihçesi epey eskilere gidiyor. St.Petersburg’un kurulması kararını veren Deli Petro, Baltık kıyılarının İsveç Krallığı’ndan geri alınmasından sonra Rusya’nın bu kıyılara bağlanması gerektiğini görmüş ve ilk kanal yapımını başlatmış. 1709 yılında yapımına başlanan ancak pek verimli olmayan bu kanalın yapımından 100 yıl kadar sonra yeni bir kanal yapımına başlanmış ve 11 yılda tamamlanmış. 150 yıl hizmet veren bu kanal büyük ekonomik yararlar sağlamış. Zamanla yetersiz kalması sonucu 1940 yılında yeni çalışmalar başlatılmış ancak, savaş nedeniyle çalışmalar durdurulmuş, 1947 yılında yeniden başlayan çalışmalar 5 Haziran 1964’de tamamlanmış. 1100 km uzunluğundaki bu muazzam mühendislik örneği birçok nehir, göl ve kanaldan oluşuyor. Volga-Baltık su yolu (5 bin – 5 bin 500 tane kadar) yüksek tonajlı gemilerin çalışmasına olanak sağladığından büyük ekonomik yarar sağlamaktadır. Bu su yolunun bir diğer özelliği de seviye farklılıklarını gidermek için inşa edilmiş su asansörleri. olması. St.Petersburg – Moskova arasında toplam 16 asansörden geçiliyor ve 0 metreden 163 metre yüksekliğe ulaşılıyor. Bu kısa bilgilerden sonra yolculuğa geri dönelim.

 

            Saat 19’da demir almıştık. Uzun bir yolculuktan sonra ertesi gün saat 12 civarında sevimli ve ahşap yapılardan oluşan küçük bir köy olan  Mandrogi’ye ulaştık. St.Petersburg’a uzaklığı 270 km.  Küçük hediyelik eşyaların üretilip satıldığı  küçük atölyeler, votka müzesi ve güzel ürünlerin üretildiği pastanesi görülmeye değer. Açık havada mangal keyfini de eklemeliyim. Çok sayıda kocaman mangalları var. Birkaç gemi aynı anda geldiğinden herkesi birden doyurabiliyorlar. Salla geçilen bir bölümde ise ağaç oymacılığı ile üretilmiş heykeller var. Salın hareket mekanizması ise çok basit bir sistem. Bu bölümde bir de mütevazi bir hayvanat bahçesi var. Hayat çok doğal görünüyor. Her taraf ormanla kaplı olduğundan herşey de ağaçtan yapılmış. Hatta at arabasının gideceği yol bile kütüklerden yapılmış. Herşey eski bir tarihte donmuş gibi. Uzun süre yaşamak zor.

 

            Saat 16:30’da hareket ederek ertesi sabah 08’de Kiji Adası’na ulaştık. Bu ada Avrupa’nın ikinci büyük gölü Onega Gölü içinde. Rusya'nın önemli bir  mimari harikası, ülkenin kuzey batısındaki Karelya Cumhuriyeti'nde yer alan bu adadadır. Çok sayıda antik kilise ve binadan oluşan "Kiji" Müze-Ormanı, Rusya'da doğayla tarihin buluştuğu cennet köşelerden biri. Rivayete göre, adadaki mimari güzelliklerin hepsi yalnızca bir balta yardımıyla yapılmış ve daha sonra yapıları inşa eden usta bir daha aynılarını yapamasın diye göle atılarak öldürülmüştür.  

Adadaki başlıca mimari yapılar Şatrova Çan Kulesi, Pokrovskaya Kilisesi, Voskreşeniya Lazarya Kilisesi, Mihail Arhangel Saat Kulesi ve Preobrejeniya Gospodnya Kilisesi'dir. 1714 yılında inşa edilen 37 metre yüksekliğindeki Preobrejeniya Gospodnya Kilisesi bölgede yer alan en görkemli yapıdır. Hiçbir metal malzeme ve çivi kulanılmadan inşa edilen ahşap kilisenin içinde 22 salon vardır. Tam bir doğa ve mimari harikası olan "Kiji" Müze-Ormanı 1990 yılında Dünya Mirası Listesi'ne girerek UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

 

            Buradaki rehberimizden söz etmeden geçemeyeceğim. Kendi olanaklarıyla çok kısa sürede Türkçe öğrenmiş. Çok akıcı biçimde konuşabiliyor. Yeterince bilgilendirdi bizleri. Adanın önemli bir özelliği de sigara yasağı olması. Sigara içilebilecek yerler belirlenmiş.

 

            Saat 11:30’da hareket ediyoruz. Rotamız Goritsi, ertesi gün 13’de varıyoruz. Bu şehrin özelliği de, çok büyük bir manastıra sahip olması. Tarihi 13.yüzyıla kadar giden bu manastır  Ekim ihtilalinden sonra Etnografya Müzesi, daha sonra da Sanat Müzesi olarak kullanılmış. Kuruluşunun 600. yılı olan 1997’de manastırın bir bölümü Rus Ortodoks Kilisesi’ne geri verilmiştir.

 

            Saat 17’de Yaroslavl’a hareket ediyoruz. Ertesi gün 14:30’da ulaşıyoruz. Yaroslavl Kotorosl Nehri’nin Volga’ya döküldüğü yerde 1010 yılında kurulmuş Rusya’nın en eski şehirlerinden birisidir. Kurucusu Akıllı Yaroslavl’dır ve şehrin ismi kurucusundan gelmektedir. Caddeleri, katedralleri, meydanları ve eşsiz rıhtımıyla oldukça güzel bir şehir olan Yaroslavl kuruluşundan kısa bir süre sonra hızla gelişmiş ve önemli bir ticaret merkezi durumuna gelmiştir. 17. yüzyıl başlarındaki Polonya işgali sırasında bir dönem Rusya’ya başkentlik de yapmıştır. Bugünkü nüfusu 630.000 olan Yaroslavl sahip olduğu fabrikalar ve işletmelerle önemli bir sanayi merkezi olmasının yanı sıra üniversiteleri ve kültür kurumları ile önemli bir eğitim ve kültür merkezidir.

 

            Burada büyükçe bir plajla karşılaşıyoruz. Su pek temiz görünmüyor ama onlar pek umursamıyorlar. Burayı 19:30’da terk ediyoruz.

 

            Ertesi sabah 08:30’da Uglich’teyiz. Küçük fakat şirin bir şehir. Uglich 937 yılında kurulmuş Rusya’nın en eski şehirlerinden birisidir. Rus tarihinde Rurik Hanedanlığı’nın sona ermesine yol açacak olan korkunç İvan’ın küçük oğlu Dmitri’nin ölümü burada gerçekleşmiştir. 18. yüzyılda yapılmış olan mükemmel akustiğe sahip Tecelli Kilisesi ve Küçük Dmitri Kan Kilisesi şehirdeki önemli tarihi yapılardır. Günümüzde 30 bin nüfuslu küçük bir şehir olan Uglich, Volga Nehri’nin kıvrılarak köşe yaptığı yerde yer alır. Bu nedenle isminin Rusça köşe anlamına gelen “ugol” dan geldiği söylenmektedir. Uglich’de birçok hediyelik eşyanın yanı sıra burada üretilen üzeri değişik taşlarla bezenmiş “Çayka” marka saatleri bulabilirsiniz.

 

            Saat 12’de son durağımız olan Moskova için hareket ediyoruz. Ertesi gün saat 13’de Moskova’ya varıyoruz.Herkesin bildiği gibi Moskova çok büyük bir şehir. Arazi bol olduğundan geniş bir alana yayılmış. Nüfus da çok kalabalık. Yeni dönemde kişilerinin kazançlarının artması sonucunda trafik sıkışıklılığı çok fazlalaşmış, ayrıca son model çok sayıda lüks otomobil var. Şehirdeki inşaat faaliyetleri de son hız sürüyor. Çok katlı büyük lüks binalar yapıyorlar.

 

            3. gidişimde nihayet Lenin’in mozolesini ziyaret etmeyi başarabildim. Nazım’ın mezarını da ihmal etmedik tabiî ki.

 

            Sonuçta 10 gece gemide konaklayarak bu uzun yolculuğu tamamladık. Fazla yorucu değildi. Sanırım bu nedenle yolcuların yaş ortalamaları çok yüksek. Keyifli bir yolculuk oldu. Gemide geçen zamanı da iyi düzenlemişler. Can sıkılmadan yolculuk tamamlanabiliyor.

 

Mete Saadetlioğlu

22.07.2008
 
 
1 -  St.Petersburg  fotografları.                                            
 
2 -  St.Petersburg Kanal Turu fotografları.
 
3 -  Mandrogi  fotografları.
 
4 -  Kiji  fotografları.
 
5 -  Goritsi fotografları.
 
6 -  Yaroslavl fotografları.
 
7 -  Uglich fotografları.
 
8 -  Moskova fotografları.
 
9 -  Gemi Hayatı fotografları.
 
10- Yolculuk fotografları.
 

    Bu içerik 3315 defa görüntülendi.     /         Geri Dön

    Ana Sayfa
    Kurumsal
    Haberler / Duyurular
    Etkinlikler
    Nakkaştepe Projesi
    İstanbul Şubesi Lokali
    Üyelik
    Kan Bankası
    Yayınlar
    Ürünler
    Galeri
    Kariyer
    Linkler
    İletişim

-----------------------------------------
 
 
Müfit Erkarakaş

Sevgili Mülkiyeliler
-----------------------------------------

-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Gülseren Karaçizmeli

"ADAY VAR, ADAY VAR"
-----------------------------------------
 
 
Selçuk Yıldız

Elde var...
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Mehmet Uysal

Akılbilim
-----------------------------------------
 
 
Akın Evren

Buluşma Yeri
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------


Ana Sayfa İletişim Üye Listesi