Yeni Kayıt / Şifremi Unuttum

Kullanıcı Adı :     Parola :
  


» Genel Kurul Sonuçlandı

 
    
 

Mülkiyeliler Birliği’nin 41. Olağan Genel Kurulu, 30 Mart Pazar günü A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapıldı.
İki listenin aday olduğu genel kurulda, 699 üye geçerli oy kullandı. İki dönemdir Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanlığını yürüten Ali Çolak’ın adaylığını koyduğu liste 385 oyla yeniden seçildi. Seçime giren diğer aday, Osman Erol Anık’ın listesi ise 314 oy aldı.

Ali Çolak, Erdal Eren, Yalçın Doğan, Vadi Doğan Küçük, Musa Ceylan, Gamze Pınar Özaydın, Pınar Bedirhanoğlu Yönetim kurulu asıl üyeliğine, Başak Çubuk, Ali Raif Falcıoğlu, Lale Kuru, Mahmut Kale, Ebru Gülsoy, Çağla Ünlütürk, Eren Öğütoğulları yönetim kurulu yedek üyeliğine, O.Nejat Güneri, Serkan Opak, Reyhan Erişkin Denetim Kurulu üyeliğine, Çağatay Usluoğlu, Melike Değer, Ömer Kürüm denetim kurulu yedek üyeliğine, Taner Timur, İşaya Üşür, Yunus Isın, Muharrem Kılıç, R.Aşkın Türeli Onur Kurulu üyeliğine, Hakan Eken, Özgür Tüfekçi, İlker Ö.Özcan, Mustafa Şahin, Atakan Özdemir onur kurulu yedek üyeliğine, B.Haluk Yavuz Vakıf yönetim Kurulu üyeliğine, Sezar Salman ise Vakıf yönetim kurulu yedek üyeliğine seçildi.

Genel kurul salonunda bulunan tüm üyeleri selamlayarak konuşmasına başlayan Genel Başkan Ali Çolak konuşmasında; “Son 25 yıldır uygulana gelen ekonomik ve sosyal politikalar sonucunda ulusal düzeydeki toplumsal güvenlik ağı dağıtılmış, bunun yerine ikame bir güvenlik ağı oluşturulmamış, milyonlar adeta kendi kaderine terk edilmiştir. Ekonomik ve sosyal alan güvencesizleştirilmiş, tarımdan kopan ve kente gelerek “varoşlara” yerleşen milyonlar istihdam olanaklarının yokluğu nedeniyle kalıcı bir şekilde yoksullaştırılmış ve tarikatların kucağına itilmiş olduğundan bahisle, uzun yıllar boyunca yaşanan bu ekonomik ve sosyolojik dönüşümler görmezden gelinerek bugünü açıklamak, AKP’nin yükselişini doğru tanımlamak olanaklı değildir.” dedi.
Ali Çolak, “Demokrasiyi sadece seçim sonuçlarına indirgeyerek; sandığı adeta kutsayan ve yasamayı ulusal egemenliğin tek temsilcisi olarak tanımlayan siyasal iktidarın demokrasi ve egemenlik algısında, kendi otoriter anlayışını ortaya koyan ciddi bir çarpıklık bulunmaktadır. Çoğunluğun dilediğini yapma hakkı bulunan rejimler çoğulcu değil, çoğunlukçudurlar. Ve tarih boyunca insanlığın başına en büyük belaları da bu rejimler açmıştır. İktidar eliyle laikliğe aykırı çaba ve davranışlar iktidarın meşruluğunu tartışmalı kılar ki, bugün yaşanan da bütünüyle budur.”
“Türkiye AKP’nin kapatma davası ile yeni bir kritik döneme girmiştir. Ülke büyük bir çatışma ortamına hızla sürüklenmektedir. Toplum ve ülke iki kötü arasında -zinde güçleri göreve çağıran otoriter rejim yandaşları ile pre-modern yaşam biçimini dayatan gericiler arasında- tercihe sürüklenmektedir. “

“Ülkenin ve rejimin kaderinin belirlendiği böylesine önemli bir dönemde, evrensel hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayanan kamu yönetimi anlayışından, laik, demokratik Cumhuriyetten ve sosyal hukuk devletinden yana olan Mülkiyelilere, çok önemli görevler düşmektedir. Yaşamın kendisini siyasetle ilişkili gören, otoriter eğilimlere karşı hep halktan, demokrasiden, evrensel hukuktan, insan hak ve özgürlüklerinden, barıştan, emekten, kamu yararından ve sosyal adaletten yana olan bizler, bugün de ülkenin rejimiyle ilgili herhangi bir tartışmada, Anayasada nitelikleri demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak tanımlanan Cumhuriyetin kazanımlarının tarafı olmalı ve bu tutumumuzu açıkça sergilemekten kaçınmamalıyız.”

“Ancak, burada iki nokta çok önemlidir kanımca. Bir mezhebin örgütüne dönüşmüş Diyanet İşleri Başkanlığının durumu gözden geçirilmeden, zorunlu din dersleri kaldırılmadan, imam hatiplerin sayısı ihtiyaç ölçüsüne çekilmeden, devlet eliyle Kur’an kursları açılarak bir mezhebin inançlarının öğretilmesi ve örgütlenmesi engellenmeden, bir kimsenin reşit olsun olmasın bir dinin ibadetine katılmaya ya da dinsel nedenlerle örtünmeye zorlanmasının kim tarafından yapılırsa yapılsın suç olması savunulmadan, sadece statükoyu savunarak gerçek ve eksiksiz bir laiklik ve özgürlük mücadelesi yapılamaz.”

“Sermayenin geniş toplumsal kesimleri yoksullaştıran girişimleri, toplumsal dokunun da çözülmesi ve yoksulluk gerçeğinin üzerini örten ve kimlikler üzerinden gerilimler yaratan tarzda yeniden örülmesiyle sonuçlanmaktadır. Kimlik eksenli kutuplaşmalara dönük siyaset anlayışı, toplumsal barışın kurumsallaşmasına engel olmaktadır. Ülkede toplumsal kardeşliği yeniden sağlayacak bir barış ortamının yaratılması ve her türlü kimlik eksenli kutuplaşmanın kaybettirdiği geniş toplumsal kesimlerin ve kent yoksullarının demokrasi güçleri safına kazanılması ancak neo-liberal politikaların geriletilmesi ve sosyal devletin yeniden inşası ile olanaklıdır. Bugün Türkiye’nin siyaseti korkular değil, umut üzerine inşa edecek, akılcı, yaratıcı ve yapıcı  bir siyasal muhalefete ve ayrıştırıcı kutuplaştırıcı kimlikler ve simgeler üzerinden değil, özellikle sosyo-ekonomik zeminden yükseltilen, tüm emek ve demokrasi güçlerini bir araya getiren bir toplumsal/siyasal muhalefete ihtiyacı vardır.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
 
 
    Geri Dön

    Ana Sayfa
    Kurumsal
    Haberler / Duyurular
    Etkinlikler
    Nakkaştepe Projesi
    İstanbul Şubesi Lokali
    Üyelik
    Kan Bankası
    Yayınlar
    Ürünler
    Galeri
    Kariyer
    Linkler
    İletişim

-----------------------------------------
 
 
Müfit Erkarakaş

Sevgili Mülkiyeliler
-----------------------------------------

-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Gülseren Karaçizmeli

"ADAY VAR, ADAY VAR"
-----------------------------------------
 
 
Selçuk Yıldız

Elde var...
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Mehmet Uysal

Akılbilim
-----------------------------------------
 
 
Akın Evren

Buluşma Yeri
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------


Ana Sayfa İletişim Üye Listesi