Yeni Kayıt / Şifremi Unuttum

Kullanıcı Adı :     Parola :
  


Giriş Sayfası
  » Yılmaz Mazlumoğlu (1960) Mülkiye 150. Yıl Konuşması
 

YILMAZ MAZLUMOĞLU

SBF.466, 1960

  

 

 

MÜLKİYE 150.YIL KONUŞMASI

 

50 sene önce 100. yıl kutlamalarında tüllâp adına konuşmak ve 50 yıl sonra da yine bu güzide toplumun huzurunda olabilmek, benim için çok özel, çok güzel, çok başka bir duygu. Bu gün huzurunuzda olduğum için Ulu Yaratan’a şükranlarımı, Sayın Dekan’a ve Sayın Mülkiyeliler Birliği, 150.Yıl Organizasyon Komitesi mensuplarına saygılarımı sunarım.

 

1959 yılı 4 Aralıkta 100.yıl töreninde yine böyle heyecanda titreyerek konuşmamı yaptım. Mezunlar adına 1896 mezunu Prof. Hasan Tahsin Ayni Bey duayen olarak bizlere hitap etti. Ön sırada Menderes Koraltan, Polatkan ve bazı bakanlar ve Kordiplomatik erkân vardı. Yapacağım konuşmanın bazı yerleri Dekanlıkça sansürlenmişti. O günlerde sansür olağandı. Hemen her gün bazı gazetelerin bazı sayfalarının topyekûn veya bazı sütunlarının boş çıktığı günlerdi. Ben konuşmamı yaparken bir an metin dışına çıktım. Kara cüppeliler politikayla uğraşmasın diyen Menderes’e  “tıbbiyeliler kadavra çalışması yapmadan doktor olabilirler mi? Bizim çalışma laboratuarımız da günlük siyaset, politika. Siyasetle uğraşmadan Siyasal’lı olunur mu” dedim. Birden tam bir sessizlik oldu... Önce Menderes alkışladı, sonra HERKES…  Tören sonrası bir kenarda çıkanları izliyordum. Birden kalabalık yarıldı Menderes bana doğru geldi, iltifat etti, elimi sıktı, sonra HERKES… ( Akşam elimi buzlu suya soktum)

 

Bu olay gösteriyor ki, bizim toplumumuz lider seven, lider ne derse kabul eden, lider ne yaparsa aynen yapan, adeta Lidere tapan bir toplum. Bu durumda Türkiye’de liderlerin işi çok daha zor demektir. Çünkü Bir lider yardıma en çok muhtaç olan kişidir. Ancak yardım alırken çok dikkatli olmalıdır. Lord Acton diyor ki; “İktidar bozmaya teşnedir. Mutlak iktidar, ise mutlaka bozar”.  O halde “bozulmak istemeyen lider”, eleştiriye açık olmalıdır. Kendisini diktaya heveslendirmeyecek,  gerçekçi, vizyonu geniş, açık sözlü, onurlu YARDIMCILAR seçmesi gerekir. YARDAKÇILAR değil!

 

1956 yılı Eylül ayında kaydımı yaptırmak için, geldiğimde, Kurtuluş, Cebeci tenha bir bölgeydi.  Oysa benden tam 20 yıl evvel, yani 1936 da binanın açılışı töreni için buraya gelen Kemal Atatürk, şöyle bir bakmış ve “mahalle arasında üniversite kurulur mu” demiş.  İşte bir lider, işte bir Devlet adamı, işte VİZYON !

 

Atatürk bir bakışta şehir planlamacısı olmamasına rağmen 20 yıl 30 yıl ötesini görmüş. İşte o tenha Cebeci’nin, hali ortada.(SBF arada sıkışmıl kalmış)  Liderler, böyle ileri görüşlü olmalıdır, rahatça 20–30 yıl sonrasını görebilmelidir. Bırakın 20- 30 yılı, 20–30 gün sonrasını öğleden sonrasını bile göremeyenler de, liderliğe,  “yönetmeğe” asla soyunmamalıdır.( öğleden sonrasını bile göremiyorlar)

 

Mülkiye’de 4 yıl boyunca güzel anılarımız oldu. SBF rozetini takmak onurunu yaşadık. Daha birinci sınıfın ilk aylarında grevle tanıştık. Dekanımız Turhan Feyzioğlu “nabza göre şerbet vermeyin” dediği için görevden alındı. Bizler de derslere girmedik. İlk direnişimiz buydu.  Böyle başladı ve ardı gür oldu, ama demokrasiyi öğrendik, demokrasi aşkıyla birlikte büyüdük.  Hocalarımız da bu konuda bizlere mükemmel örnekler oldular. Onlardan toleransı, onlardan karşı görüşe saygıyı, onlardan fikirle mücadeleyi öğrendik.

 

Şimdi 50 yıl sonra, hâlâ Üniversiteler siyasetle uğraşmasın deniyorsa, üniversiteler, bürokrasi, hatta yargı, hatta ordu, hükümet yanlısı yapılmağa çalışılıyorsa, hala kuvvetler ayırımı problemimiz varsa, hâlâ ülkenin en aydın kitlesi Profesörler kendi Rektörlerini bile kendileri seçemiyorlarsa; demokrasi yolunda bir arpa boyu gitmemişiz demektir. Sizlere “Ama. o zamanlar Milli gelirimiz şu kadardı, şimdi şu kadar arttı, şu kadar yol yaptık, bu kadar özelleştik,”  diyeceklerdir. Bunların tek başına hiçbir anlamı, hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

 

Banch-marking yapmak lazımdır. Bizimle beraber kalkınma hamlesine giren diğer ülkeler nerde biz nerdeyiz.  Diğer ülkelerde demokrasi- özgürlükler- insan hakları-özel yaşamın gizliliği- nerde biz nerdeyiz? Bu tip karşılaştırmayı hayat boyu yapmak gereklidir. Devlet olarak- kurum olarak  -Üniversite olarak- birey olarak- yapmak gereklidir. Okulda geçer not almak sınıfı geçmek başarıdır. Hayatta ise konu sınıfı geçmek değil, daha iyi olmaktır. En iyi olmaktır. Türkiye’de iyi olabilirsiniz. Ama global dünyadaki yerimiz nerededir?

 

A.B.D. nin sosyal-sınaî-ekonomik v.b. problemlerinin % 60’ının üniversitelerde yapılan araştırmalar ve doktora tezleriyle çözüldüğünü öğrendim. “Türkiye’de de öyledir” diyebilmek istemez miydik?  Ben 4 yıllık tahsilimde kütüphane duvarları dışında bir kere araştırma yapmadım, hiç birimiz yapmadık. Araştırma yapamayan, ülkesinin, halkının dertlerini tespit edemeyen, bilimsel incelemeler yapamayan özerkliği bile olmayan üniversitelerimiz başarılı olabilirler mi?

 

Taa ilköğretimden başlayarak eğitimin kalitesi giderek düşen, benim ilkokulda okuduğum evrim teorisini yasak eden, Liselerde doğru düşünmeyi öğreten mantık derlerini - felsefe derslerini müfredattan çıkaran, bunların yerine din dersleri koyan bir ülkenin evlatları yarın Avrupa Birliğinin mükemmel eğitilmiş çocuklarıyla nasıl baş eder? Yoksa eğitim politikalarımızın amacı, Avrupa Birliğine bağlı, kişiliksiz, itaatkâr elemanlar yetiştirmek mi? Kilise eğitimine karşı bilimsel eğitimi öneren bu uğurda ateşte yakılan Giordano Bruno boşuna mı yandı? Benim ülke’m, benim yurttaşlarım, vlatlarımız bu, hem pahalı, hem de kalitesiz eğitime layık mıdır?  

 

1960 yılında giderek sertleşen bir ortamda yaşadık. Ama hükümet bizi çok seviyordu. Sıcak-soğuk farkı Tüllabı hasta eder, soğuk daha sağlıklıdır diye kömürümüzü kestiler. Sınıflarda paltoyla ders yaptık. Erken yatalım diye elektrikleri kestiler. Sokak lambalarının altında ders çalıştık. Kötü yollara düşmeyelim diye kantindeki garsonlar, çaycılar hep sivil polisti.  Bizi her an dinliyorlardı. Dedim ya Hükümet bizi çok seviyordu. Anlaşılan hâlâ da seviyor, çünkü hâlâ da dinliyorlar… Artık herkesi her yerde dinliyorlar. Herkesten şüpheleniyorlar. Sevginin içine biraz da kıskançlık girmiş gibi… Burhan Köni, “kıskanç olanlar evlenmesinler. Hayatı hem kendilerine, hem eşlerine zindan ederler”, derdi. Bence kıskanç olanlar, İktidar da olmasınlar. Yoksa Ulusça hepimizin hayatı zindan oluyor.

 

Mülkiye’de her şeye rağmen mutlu bir talebeliğimiz oldu. Devlet Tiyatrolarının, Devlet Opera ve Bale’sinin, Cumhurbaşkanlığı Filarmoni orkestrasının bir tek eserini kaçırmadık. Bu bizim için ikinci bir üniversite oldu. Hatta asıl Üniversite. Bilimi, sanatı, sporu ve siyaseti birlikte götürdük. ”Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadıdır.” Diyor Darwin,  “Bunları kullanan toplumlar uçar, özgür olurlar” “Uçamayanlar ise tavuk.” Bu iki kanadı, bilim ve sanat’ı kullanmayan bireyler ise, ne kadar yüksek mevkie gelirlerse gelsinler, ancak ibrikçi olurlar. ( ya da pisuvarcı.)

 

Bizler, dersimizi de yaptık, sporumuzu da yaptık, mitinglerimizi de  yaptık, sanatsal etkinliklerde bulunduk, bir yandan da  “İnek Bayramı” mızı hazırladık. O yıl Devlet tiyatrolarında oynayan “OİDİPUS”u Mülkiyeye uyarladık. Geleneksel olarak hem arkadaşlarımızı hem hocalarımızı acımasızca ve bolca eleştirdik, bolca hicvettik. (Örneğin talebelerin sınavlarda başarısız olduğunu gören “Talebe Cemiyeti Başkanı”UTKUYUS kâhinlere danışır. “Sınıflar çok soğuk tüllap çalışamıyor” cevabını alınca “Çok saçma” der: “hocaların odaları ısıtılıyor, peki onlar niye çalışmıyor”?..).  Oyunumuzu Türkocağında sahneledik, çok beğenildi. Ertesi gün Beni ve İcen Börtücene’yi Dekanlıktan çağırdılar. Her halde eleştirinin dozunu fazla kaçırdık derken, Dekanımız Fehmi Yavuz, bizi tebrik etti, oyunumuzun çok beğenildiğini, diğer bütün hocaların da görmek istediğini söyledi ve oyunu tekrar etmemizi rica etti. İşte tolerans,  işte anlayış,  işte Mülkiye…

 

Oyunu tekrarlayamadık. Çünkü olaylar birden sertleşti. Bizler demokrasi direnişçileriydik. Korsan mitingler, gösteriler yaptık. * 555 K ‘yı bizler yarattık. Çok dayak yedik. O lastik coplar bizim için ithal edildi,  ilk bizim sırtımızda denendi. Yakaladıklarını hemen içeri attılar. Muhalefetin, korsan mitinglerin odak noktalarından biri MÜLKİYE idi. En sonunda Okulu kuşattılar, üstümüze su sıktılar, yetmedi kurşunladılar!  Okulu ve yurdu işgal ettiler. İçerde göz yaşartıcı gaz bombası patlattılar, bizleri dışarı attılar. Ne var ki tüm Cebecideki komşular evlerini sofralarını biz Mülkiyeli’lere açtı. O gece bir tek Mülkiyeli sokakta kalmadı. Yılmadık. Direndik, ama asla silah kullanmadık. Polise, askere taş bile atmadık. Bizim mücadelemiz fikirseldi. (Bunu okulumuzda o çok muhterem, o çok muhteşem Hocalarımızdan öğrenmiştik.)

 

Bizim tek arzumuz bir genel seçimdi.  Ama 27 Mayıs sabahı kalın bir ses Natoya- Centoya sadık olduğumuzu söyledi. Herkes çılgınlar gibi sevindi. Arkadaşların pek çoğu sokağa fırladı.  Bir kısmımız, okulumuzun merdivenlerine oturmuş “ne olur bu filmin sonu” diye söyleşiyorduk. Orkestra Şefi Hikmet Şimşek geldi, bizleri birer kahramanmışız gibi teker teker öptü. Zaten, Mülkiye rozetimizi gören herkes bizi çevirip öpüyordu.// Tren raydan çıkmıştı.  Şimdi o kadar eskide kaldı ki bunlar. Adeta antik çağlardan bahsediyor gibiyim.  Düşünün Baykal henüz başkan olmamıştı… Dünyada Liderler bir defa seçim kaybederler. İstisnası pek azdır. . Ama bir değil, sayısız seçim kaybedip, muhalefeti, meslek edinip hâlâ da lider kalanlar var. (Guiness Rekorlar kitabına girecek bir olay bu.)

 

Emeklilik yıllarında Nurettin Ersin Paşa  “mükemmel bir Anayasa yaptık, niye demokrasi rayına oturmadı” diye sormuştu. Dedim ki; Paşam, siz anayasayı değiştiriyorsunuz partiler aynı kalıyor. Kendi içlerinde demokratik olmayan partiler Türkiye’ye demokrasiyi nasıl getirebilir? Bütün partiler, partililer, herkes, bağrışıp duruyorlar. Bağrışarak nereye gidebiliriz? Değerli Fikirleri, değerli malı olanlar bağırmazlar. *“Siz hiç bağıran sarraf gördünüz mü? Zerzevatçı bağırır, ama kuyumcu bağırmaz!  Eskici bağırır, ama antikacı bağırmaz! Düşünenler bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.“  Demokrasi için iyi fikirler, kaliteli fikirler, aydınlık fikirler gereklidir. Ayrıca İyi niyet gereklidir. İleriye gitmek arzusu gereklidir. İnsan sevgisi, ULUS sevgisi gereklidir. Geri geri yürüyerek ilerlemek olası değildir?

 

Cumhuriyetin 86. , yeni bir milenyumun 10. yılında şu geldiğimiz nokta şüphesiz kendilerini aydın sananların, sadece ahkâm kesenlerin, eylemsiz entellerin, elektrikleri açıp-kapatarak, ya da forward ederek görevini yaptığını zannedenlerin, “en az namussuzlar kadar cesaretli olamayan namuslu insanların” sorumluluğundadır. Platon diyor ki; “Siyasetle uğraşmayan aydınlar, kendilerini cahillerin yönetmesini kabul etmişlerdir”   

 

Bir insanın ömrü, bir devletin çöküşünü görecek kadar uzun değildir. Ama ne yazık ki benim de içinde bulunduğum kuşak böyle üzücü bir duruma şahit oluyor. Bütün Kamusal Kurumların teker teker bozulduğunu, Ulusumuzun etnik gruplara, cemaatlere ayrıldığını görüyoruz. Herkes yeni bir rejim, yeni bir oluşum arayışı içinde. Oysa çözüm yolu çoktan, gösterilmiş bize; “en gerçek kılavuz ilimdir ve fen’dir. Bunun dışında kılavuz aramak aymazlıktır, sapkınlıktır ve hatta hainliktir.”

 

Bu gün hâlâ, özgürlük, demokrasi, hukuk devleti, kuvvetler ayırımı, insan hakları, insanlık onuru, özel yaşamın gizliliği konularına değinmek çok üzücü. Demek ki ölçeğimiz hala “bir arpa”. Ama ümitsiz değilim. Çünkü Cumhuriyet siz gençlere emanet edilmiştir, Türk gençliği bunun da üstesinden gelecektir. MÜLKİYE’nin kuruluş günleri sonsuza dek egemen TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nde kutlanacaktır.

 

Konuşmam sırasında isimlerini andığım, anmadığım, bu gün aramızda olmayanlar, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucuları,  özgürlük, demokrasi, aydınlanma, hukuk, insan hakları için çalışmış olanlar,  nurlar içinde yatsınlar, aydınlıklar içinde olsunlar. Ankara, 04.12.2009

 

 

Saygılarımla,

 

YILMAZ MAZLUMOĞLU

   MÜLKİYE 466 / 1960

 

 

 

 

Konuşma sonu pek çok genç talebenin sorusu üzerine açıklama notu:

 

*( 555 K:  5.ayın, 5. gününde, saat 5 te, Kızılay’da ) anlamındaki korsan miting’in çağrısıdır.


    Ana Sayfa
    Kurumsal
    Haberler / Duyurular
    Etkinlikler
    Nakkaştepe Projesi
    İstanbul Şubesi Lokali
    Üyelik
    Kan Bankası
    Yayınlar
    Ürünler
    Galeri
    Kariyer
    Linkler
    İletişim

-----------------------------------------
 
 
Müfit Erkarakaş

Sevgili Mülkiyeliler
-----------------------------------------

-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Gülseren Karaçizmeli

"ADAY VAR, ADAY VAR"
-----------------------------------------
 
 
Selçuk Yıldız

Elde var...
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Mehmet Uysal

Akılbilim
-----------------------------------------
 
 
Akın Evren

Buluşma Yeri
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------


Ana Sayfa İletişim Üye Listesi